TCK MADDE 157 KAPSAMINDA DOLANDIRICILIK SUÇU

TCK MADDE 157 DOLANDIRICILIK ANTALYA AVUKAT

TCK Madde 157 Kapsamında Dolandırıcılık Suçu

1. Dolandırıcılık Suçunun Tanımı ve Kurucu Unsurları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarında dolandırıcılık suçunun unsurları net bir şekilde tanımlanmıştır. Bir eylemin TCK m. 157 kapsamında dolandırıcılık suçunu oluşturabilmesi için şu üç şartın bir arada bulunması zorunludur:

  1. Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
  2. Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
  3. Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2022/471 E., 2023/176 K. sayılı kararında bu husus, “Bu suçun oluşabilmesi için; failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu unsurlardan herhangi birinin eksikliği, suçun oluşmasını engelleyecektir. Dolayısıyla dolandırıcılık suçu isnadıyla karşı karşıya kalınması durumunda savunmanın temelini, bu unsurların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin sorgulanması oluşturmalıdır.

2. “Hile” Unsurunun Niteliği ve Savunmadaki Önemi

Yargı kararlarında en çok üzerinde durulan ve savunma için en kritik olan unsur “hile”dir. Kararlarda, her yalanın hile olarak kabul edilemeyeceği, hilenin nitelikli bir yalan olması gerektiği vurgulanmaktadır.

  • Basit Yalan ve Hile Ayrımı: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/263 E., 2021/229 K. sayılı kararında belirtildiği gibi, “basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez.” Hilenin varlığından söz edebilmek için, yalanın “doğruluğunu kabul ettirebilecek, muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması” gerekmektedir. Benzer şekilde, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2019/1337 E., 2021/5542 K. sayılı kararı, “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır.” diyerek bu ayrımı netleştirmiştir.
  • Olaysal Değerlendirme Zorunluluğu: Hilenin aldatıcı nitelikte olup olmadığı, her somut olayın kendi özellikleri içinde değerlendirilmelidir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2013/4302 E., 2013/17533 K. sayılı kararında bu ilke, “Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.” şeklinde ortaya konmuştur. Bu nedenle savunma, müvekkilin eylemlerinin mağdurun durumu ve olayın koşulları çerçevesinde denetleme imkanını ortadan kaldıran bir nitelik taşıyıp taşımadığını detaylıca irdelemelidir.

3. Suç Vasfının Değişmesi ve Görevli Mahkeme Sorunu

İncelenen kararların önemli bir bölümü, eylemin basit dolandırıcılık (TCK m. 157) mı, yoksa nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158) mı olduğu tartışmasına odaklanmaktadır. Özellikle failin kendisini kamu görevlisi (polis, savcı, astsubay vb.) veya belirli bir meslek mensubu (avukat, hemşire vb.) olarak tanıtması, savunma için önemli bir stratejik kapı aralamaktadır.

02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile TCK m. 158/1’e eklenen (l) bendi, kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması suretiyle işlenen dolandırıcılığı nitelikli hal olarak düzenlemiştir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2017/24603 E., 2019/1879 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu tür iddialar karşısında “eylemin … nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği zorunluluğu” bulunmaktadır.

4. Usuli İmkanlar ve Diğer Savunma Argümanları

  • Uzlaşma: TCK m. 157’de düzenlenen basit dolandırıcılık suçu, uzlaşma kapsamındadır. BAM İstanbul 22. Ceza Dairesi’nin 2017/699 E., 2017/692 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, mahkemenin öncelikle usulüne uygun uzlaşma işlemlerini tamamlaması bir zorunluluktur. Bu, yargılama başlamadan dosyanın kapanması için en önemli usuli yoldur.
  • Kast Unsuru: Savunma, müvekkilin dolandırıcılık kastıyla hareket etmediğini, eylemin ticari bir anlaşmazlıktan veya hukuki bir ihtilaftan kaynaklandığını ileri sürebilir.
  • Zararın Giderilmesi: Uzlaşma sağlanamasa dahi, yargılama aşamasında mağdurun zararının giderilmesi, müvekkilin iyi niyetini gösteren ve cezada indirim sebebi olabilecek önemli bir adımdır. Zararın tamamının giderilmesi karşısında şikayetçinin muvafakati olmaksızın sanığın etkin pişmanlıktan faydalandırılması ve ceza indirimine gidilmesi zorunludur. Kararlarda zararın giderilmemesinin aleyhe bir unsur olarak not edildiği görülmektedir.
  • Delillerin Yetersizliği: Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2010/12065 E., 2010/17184 K. sayılı kararında, “Sanığın her bir mağdura karşı aldatıcı ve hileli davranışlarının nelerden ibaret olduğu, ayrıca bu davranışlara ilişkin kanıtların hangileri olduğu ayrıntısıyla açıklanmadan yetersiz gerekçe ile … mahkumiyet kararı verilmesi” bozma nedeni sayılmıştır. Bu nedenle, iddianamedeki suçlamaların somut delillerle desteklenip desteklenmediği titizlikle incelenmelidir.

İnceleme ve Değerlendirme

Yargı kararları ışığında, TCK m. 157 dolandırıcılık suçuna karşı yapılacak bir savunmanın çok yönlü olması gerekmektedir. Müdafi, öncelikle suçun kurucu unsurlarının, özellikle de “nitelikli yalan” seviyesine ulaşan bir “hile”nin somut olayda var olup olmadığını sorgulamalıdır. Mağdurun durumu, eğitim seviyesi, fail ile ilişkisi ve olayın koşulları, hilenin aldatıcılık vasfını belirlemede kritik rol oynar.

İkinci olarak, eylemin vasıflandırılması hayati önem taşımaktadır. Failin kendisini belirli bir sıfatla (kamu görevlisi vb.) tanıtması halinde, savunma stratejisi TCK m. 158 kapsamında görevli mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğu yönünde şekillendirilebilir. Bu, davanın seyrini ve delillerin değerlendirileceği merciyi değiştirebilecek nitelikte güçlü bir usuli durum olduğundan önceden değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Son olarak, uzlaşma kurumunun aktif bir şekilde kullanılması ve zararın giderilmesi yönünde çaba gösterilmesi, müvekkil lehine sonuçlar doğurabilecek pratik adımlardır. Savunma, sadece maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına değil, aynı zamanda bu usuli imkanların sonuna kadar kullanılmasına da odaklanmalıdır.

Sonuç

TCK m. 157 dolandırıcılık suçlamasına karşı etkili bir müdafilik, suçun teorik altyapısını ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarını somut olayın özellikleriyle birleştirmeyi gerektirir. Savunma;

  • Suçun kurucu unsurlarının, bilhassa aldatma kabiliyeti yüksek bir hilenin bulunup bulunmadığını,
  • Eylemin basit dolandırıcılık mı yoksa nitelikli dolandırıcılık mı olduğunu ve buna bağlı olarak görevli mahkemenin doğru tespit edilip edilmediğini,
  • Uzlaşma ve zararın giderilmesi gibi lehe usuli imkanların kullanılıp kullanılmadığını,
  • İddia makamının sunduğu delillerin mahkumiyet için yeterli ve somut olup olmadığını

detaylı bir şekilde analiz etmeli ve stratejisini bu temel noktalar üzerine inşa etmelidir.

Antalya Avukat, Antalya Dolandırıcılık Avukat, Antalya Ağır Ceza Avukatı, Antalya Bilişim Dolandırıcılığı, TCK 158 Nitelikli Dolandırıcılık Antalya Avukat, TCK 157 Uzlaşma,

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir